Allah'ın sevdiği kullar: Allah, şükreden kulları sever
MEHMET NEZİR GÜL
Bir insanın Allah’a inanması ile kazanan kendisidir.
Nankörlük yaparsa kaybeden yine kendisidir.
Verdiği nimetler için şükrederse kârlı çıkan da kendisidir.
Herkes kendi yaptıklarının bedelin öder dünya ve ahirette. O’na hesap verir. Sonuçlarına katlanır. Ama son pişmanlığın da faydası yoktur.
Bu sebeple müminler az veya çok görse de verdiği tüm nimetler için Allah’a hamd eder, şükrederler. Kesintisiz bir şekilde bunu yaparlar ve öyle ki sayamayacakları kadar nimetin içinde yüzdüklerini anlar ve Allah’a tam itaat etmeye gayret ederler. Sonuçta da Allah’ın rızasını elde ederler.
“Eğer inkâr ederseniz bilesiniz ki Allah’ın size ihtiyacı yoktur; ama O, kullarının nankörlüğüne razı olmaz, şükrederseniz bu tutumunuzdan hoşnut olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü yüklenmez; sonunda dönüşünüz rabbinize olacak, ardından O, neler yapıp ettiğinizi size bildirecektir. O, kalplerin derinliklerini bilmektedir.” (Zümer, 39/7)
ALLAH, İSLAM’A DÜŞMANLIK YAPANLARA MEYLETMEYENLERİ SEVER
Müminlerin yegâne dostu, velisi Allah’tır.
Müminlerin yegâne örneği ve rehberi Allah Resulüdür.
Bu sebeple bir mümin Allah ve Resulünün izinde yürüyenleri dost edinir.
Allah ve Resulünün yolunda yürür. Onlara düşmanlık etmez, ihanet etmez. Akrabaları, dostları veya insanlar kendisini yanlış bir yola davet ettiğinde imanının gereğini yapar, Allah’ın yolundan ayrılmaz. Bu konuda zorluklar yaşasa da eziyetler görse de hak ve hakikatten ayrılmaz.
Ve böyle yapmakla da yüce Rabbimizin razı olduğu, sevdiği kullarından olur.
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve peygamberine düşmanlık eden kimselere -babaları, oğulları, kardeşleri yahut diğer akrabaları da olsa- sevgiyle bağlandıklarını göremezsin. İşte Allah bu müminlerin kalplerine imanı nakşetmiş ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları -orada ebedî kalmak üzere- altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirecektir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah’tan yanadırlar; iyi bilinmeli ki kurtuluşa erecek olanlar da Allah’tan yana olanlardır!” (Mücadele, 58/22)
ALLAH, KARŞILIKSIZ YARDIM EDENLERİ SEVER
Birine borcumuz varsa vermeliyiz. Bu normal bir durumdur...
Birine borcumuz olmadığı hâlde vermemiz nasıl olur?
Eğer ihtiyaç sahibi ise ona borç veya infak kapsamında yardımcı olmamız, onu sevindirdiği gibi yüce Rabbimizi de sevindiren, hoşnut eden bir hayırlı ameldir.
Zaten asıl yiğitlik, kahramanlık, fedakârlık, yardımseverlik budur. Hiçbir borcu olmadığı hâlde, minneti bulunmadığı halde, diyeti olmadığı hâlde ona zor anından maddi ve manevi yardımda bulunmaktır. İşte bu hâl, Allah’ın sevgisini kazandıran bir durumdur.
“Malını Allah yolunda verip arınan takvâ ehli ise ondan (ateşten) uzak tutulur. O öyle biridir ki, hiç kimsenin kendisi üzerinde karşılığını ödeyeceği bir hakkı olmadığı halde sırf yüce rabbinin rızâsını kazanmak için yardım eder. Ve sonunda hoşnut da olacaktır.” (Leyl, 92/17-21)
ALLAH, RESULÜNE BAĞLILIK YEMİNİ EDENLERİ SEVER
Hayat inişli çıkışlı, mücadele ile geçen bir yolculuktur. Bu yolda Allah Resulü ashabıyla birlikte tevhit mücadelesi verdi. Müşrik ve kâfirlere karşı erdem ve iyiliğin kavgasını verdi. Tüm inat ve inkâra rağmen bu yolda kararlılığını sürdürdü.
Umre için ibadet mevsiminde Mekke’ye gelen Allah Resulünü engelleyen Mekke Şirk Devleti yöneticileri en temel hakları gasp etmekten geri durmadı. Görüşmelerde bulunmak üzere giden Hz. Osman’a da kısıtlamalar getirince ve öldürüldüğü haberi gelince artık ölümüne bir direnişten başka çare kalmamıştı. Tüm ashap, sırasıyla Efendimiz Aleyhisselam’a bağlılığı yeniledi. Semure ağacının altında Rıdvan Biati gerçekleşti. Ölümüne, savaştan asla kaçmamaya dair söz verildi.
“O ağacın altında sana bağlılık sözü verdikleri sırada o müminlerden Allah razı olmuştur; gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur ve güven vermiş, pek yakın bir fetihle ve elde edecekleri birçok ganimetle de kendilerini ödüllendirmiştir. Allah, izzet ve hikmet sahibidir.” (Fetih, 48/18)
Bu kolay bir şey değildi. Can pahasına verilen bir sözdü...
Allah için. Allah’ın dini için.
Ve Allah da onlardan razı oldu.
