ru24.pro
World News in Turkish
Январь
2026
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31

CUMHURBAŞKANI ERHÜRMAN, GÖRÜŞME EKİBİNİ İLAN ETTİ: KIBRIS’TA NELER YAŞANABİLİR?

0

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Kıbrıs adasının 50 yılı aşkın süredir devam eden bölünmüşlük ve Kıbrıslı Türklerin izole edilmesi sorununu aşmak için cesur adımlar atan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 6. Cumhurbaşkanı Sayın Dr. Tufan Erhürman, ilan ettiği görüşme ekibiyle de bu işe son derece kanalize olduğunu gösterdi. Erhürman’ın ilan ettiği 5 kişilik takım, alanında uzman kişilerden oluşuyor.

Cyprus Mail’in haberine göre[1], Erhürman’ın görüşme ekibi 5 kişiden oluşuyor.

1-) Mehmet Dânâ, Erhürman’ın Müsteşarı ve Cumhurbaşkanı’nın Ekim ayında seçilmesinden bu yana yapılan ilk görüşmelerde önemli rol oynamış bilgili bir devlet adamıdır. Kıbrıs Rum tarafının başmüzakerecisi Menelaos Menelaou ile toplantılar yapmış olan Dânâ, daha önce de eski Kıbrıs Türk lideri Mehmet Ali Talat’ın müzakere ekibinde görev yapmış ve kariyer diplomat olarak 5 yıl boyunca Kıbrıs Türk temsilcisi olarak New York’ta görev yapmıştır.

2-) Seniha Birand, uzun süredir diplomatlık yapan önemli bir isimdir ve ilk kez 1999 yılında, merhum ve efsanevi Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş’ın yönetimindeki Kıbrıs Türk müzakere ekibinde yer almış, aynı zamanda Annan Planı’nı müzakere eden ekipte de çalışmıştır. Daha yakın zamanda ise, Birand, Kıbrıs Türk tarafı adına güven arttırıcı önlemlerin ve iki toplumlu teknik komitelerin koordinasyonundan sorumlu olmuştur.

3-) İpek Borman, kuzeydeki üç üniversitede (Yakın Doğu Üniversitesi, Kıbrıs Uluslararası Üniversitesi ve Doğu Akdeniz Üniversitesi) çalışmış ve Mehmet Ali Talat ile eski Kıbrıs Türk lideri Mustafa Akıncı’nın müzakere ekiplerinde görev yapmış genç bir akademisyendir. Borman, geçen ay Erhürman’ın danışmanı olarak atanmıştır.

4-) Çise Zekai Faruk, kariyerine pazarlama alanında başlamış ve 8 yıl Reuters‘da çalıştıktan sonra, kuzeyin “Dışişleri Bakanlığı”na katılmış ve kamu sektöründeki görevine arşiv memuru olarak başlamıştır.

5-) Ali Tuncay, 2008 yılından bu yana kültürel mirasla ilgili iki toplumlu teknik komitenin Kıbrıslı Türk eşbaşkanı olarak görev yapmaktadır.

Görüşmelerin sonraki aşaması, Erhürman’a göre, Birleşmiş Milletler Kıbrıs özel temsilcisi Maria Angela Holguin’in bu ay sonunda Kıbrıs’tan dönmesiyle başlayacaktır. Toplantının geniş kapsamlı organize edilmesi ve Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların yanı sıra, 3 garantör devlet (Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık) ve Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerin de toplantıya aktif katılımı öngörülmektedir.[2]

Hristodulidis ve Von der Leyen Lefkoşa’da sınır bölgesini gezerlerken

Henüz Türkiye tarafında olayın ciddiyeti anlaşılmasa da, geçtiğimiz günlerde Rum Devlet Başkanı Nikos Hristodulidis’in Avrupalı bazı liderleri Avrupa’nın son bölünmüş başkenti Lefkoşa’da ağırlamasıyla gündeme gelen Kıbrıs Sorunu konusunda, AB, bu defa son derece kararlı davranmaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen başta olmak üzere birçok üst düzey AB yetkilisini Lefkoşa’daki sınıra götüren Rum lider[3], her ne kadar yıllardır karşılıklı geçişlerin serbest olduğu ve tek bir kişinin bile burnunun kanamadığı adada “işgal altındayız” retoriğiyle adeta bir “siyasi şov” sahnelese de[4], KKTC’de yapılan güncel anketlerde halkın yaklaşık yüzde 80’inin “federasyon” fikrine destek çıkması[5], Kıbrıslı Türklerin artık yıllardır devam eden siyasi ve ekonomik izolasyondan bunaldıklarını ve AB’ye üye olarak bu sorunu aşmaya sıcak baktıklarını ortaya koyuyor.

Bu noktada elbette uluslararası hukuk ve BM düzeni federasyon çözümünü şart koşsa da, garantör devletlerden Türkiye’nin “evet” demediği bir formülün gerçekleşmesi henüz kolay görünmüyor. Ancak 1974’te adadaki federatif yönetimi restore etmek için adaya askeri müdahalede bulunan ve askeri cunta yönetiminin olduğu Yunanistan’dan çok daha demokratik bir devlet durumunda olduğu için dünyanın geri kalanından kısmi destek alan garantör devlet Türkiye’nin günümüzde bir askeri müdahaleye yeltenmesi, 1974’ten çok daha farklı ve sert sonuçlara neden olabilir. Nitekim bugün bir demokrasi ve özgür devlet olarak kabul edilmeyen[6] Türkiye’nin olası müdahalesi, Ankara’yı Ukrayna’da Rusya’nın içerisine düştüğü Batı menşeli ağır bir ambargo rejimi ve dışlanma politikalarına maruz bırakabilir. Bu konuda ABD ve Rusya gibi büyük güçlerle iyi ilişkiler tesis eden Türkiye’nin de sert güç diplomasisi bağlamında eli kuvvetliyse de, demokrasi ve hukuk devletinin 2016’dan bu yana kötü durumda olması, Ankara’yı olası bir müdahalede en çok zorlayacak konu olacak ve Türkiye’nin yıllardır sabırla inşa ettiği “barışçıl dış politika” algısına büyük zarar verecektir. Zira hukuken haksız durumda olan ve birleşmek isteyen iki yerel halkın önüne sert güçle geçmeye çalışan bir devletin ABD’deki Trump yönetiminden dahi destek olması kolay değildir. Bu konuda Suriye’de son yaşanan gelişmeler ve “de facto” güç durumundaki SDG’li Kürtlerin yaşadığı güncel zorluklar da düşünüldüğünde, büyük güçler ve uluslararası sistemin BM’ye kayıtlı merkezi hükümete daha büyük destek vermesi neredeyse kesin gibidir.

Bu durumu fark edecek olan Ankara, Kıbrıs Sorunu’nun çözülmesi aşamasında belki de içeride yeniden demokratik reformlara yönelerek, son bir hamleyle imajını düzeltmeye çalışabilir. Ancak adadaki yerel halklardan özellikle Kıbrıslı Türklerin iradesi çözüm yönünde bu kadar kuvvetli olduğu sürece, Türkiye için yapılacak şeyler arasında kaba kuvvet dışında akla yatkın ve uygulanabilir bir seçenek yoktur. Bu da, tüm otoriter rejimlerde olduğu gibi, halkın devletten daha da soğumasına yol açabilecektir. Yani Türkiye için bu defa çözüm masasında bir uzlaşı olursa buna engel olmaya çalışmak pek de makul bir hamle olmayabilir. Zaten bunu iyi bilen AK Parti hükümetinin ne 2004 Annan Planı, ne de 2017 Crans-Montana süreçlerinde çözüme engel olmadığı düşünülürse, içeride üçüncü dönem Başkanlığı zorlayacak 12. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK’nın tasfiyesi ve “Terörsüz Türkiye” sürecinde olduğu gibi ezber bozan bir çıkış yapması ve çözüme destek vermesi ihtimal dahilindedir. Buna MHP lideri Dr. Devlet Bahçeli’nin tepkisinin olumsuz olacağı öngörülse de, devlet kurumlarının (T.C. Cumhurbaşkanlığı, T.C. Dışişleri Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilâtı vs.) bu konuda Bahçeli’yi ikna etmesi mümkündür.

Sonuç olarak, Kıbrıs’taki hareketlilik bir oyun veya blöf değildir; 50 yıldır devam eden sorunu çözmek için kuzeyde ve güneyde ciddi bir irade söz konusudur. Türkiye’deki milliyetçiler ve Batı karşıtları ile Rum Kesimi’ndeki dindar Ortodoks gruplar ve Kilise ise barışın engellemesinin önündeki en güçlü aktörlerdir. Bunların bastırması durumunda, süreç, yine iki taraftan birinin içerisinde yaşanacak karışıklıklarla sabote edilebilir. Lakin bu defa konuya AB de dahil olacağı için, sabotajı yapacak tarafın gizlenmesi o kadar da kolay olmayacaktır. Bu da, kuşkusuz, ciddi yaptırımları gündeme getirebilir.

Sonsöz, dileğimiz Kıbrıs’ta ve tüm dünyada devletlerin kendi halkları tarafından yönetilmeleridir. Halkların iradesine ket vurmak, devletlere ancak zaman kazandırır ama ne sorunları çözer, ne de halkların mutlu olmasına yol açar. Bu nedenle, KKTC’nin tanınmasını çok isteyen makul bir kişinin bile, sürece destek vermesi bence daha doğru bir yaklaşımdır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] https://cyprus-mail.com/2026/01/08/erhurman-announces-cyprus-problem-negotiating-team.

[2] https://cyprus-mail.com/2025/12/19/erhurman-holguin-to-return-in-january-enlarged-meeting-possible-afterwards.

[3] https://www.odatv.com/guncel/guney-kibris-rum-yonetiminden-siyasi-sov-hristodulidis-turkiyeyi-abye-sikayet-etti-120131959.

[4] https://www.hurriyet.com.tr/dunya/barikat-onunde-turkiye-sikayeti-rum-lider-kimi-bulsa-ara-bolgeye-goturuyor-43086520.

[5] https://www.yeniduzen.com/yuzde-7936-federasyon-diyor-190858h.htm.

[6] https://freedomhouse.org/country/turkey.