Nihat Karademir - Tiyatro sizin mesleğiniz, mizansen sizin tarihinizdir
Türkiye'nin siyasal tarihinde solun doğrudan katkısı ile başarılmış ekonomik, siyasal veya toplumsal bir başarıdan söz etmek neredeyse imkânsızdır. Solun mücadelesi ve çabalarıyla kazanılmış bireysel veya kolektif bir hak veya hukuk mücadelesi de yoktur. Türkiye zaman zaman yaşanan ekonomik kalkınma hamlelerini ise solun desteği bir tarafa, genellikle solun sabotajlarına ve muhalefetine rağmen başarmıştır.
1990'lı yıllarda yükselen yeni İslamcı kuşak sadece uzun zamandır, sol entelektüalizmin tekelinde olan devrim, özgürlük, antiemperyalizm ve direniş gibi kavramları daha özgün formlarla ve içeriklerle üretmekle kalmamış, kültürel ve sanatsal alanlarla da sola rakip olmuştur. Dahası İslamcılar ve geniş dindar halk kesimleri özellikle 28 Şubat dönemindeki direnişleri ve Ak Parti iktidarının uygulamaları ile toplumsal değişimin ve dönüşümün öncüllüğünü de yapmaya başlamışlardır. Üstelik bu liderliği topluma rağmen, hatta topluma karşı yapmaya çalışan otoriter soldan farklı olarak, toplumdan emanet/onay alarak yapmışlardır.
Solun ve Kemalizm'in devletimizin tarihsel hastalığı olan darbecilikle mücadelesi ise çok temiz ve meşru değildir. Sol aydınların bir kısmı, diğer aydınlarımızdan farklı davranmayarak, darbelere karşı sessiz kalmayı tercih ederken, önemli bir kısmı yeni sürece hemen adapte olmuş ve darbecilerin yakınına yerleşmişlerdir. Dahası solun bazı klikleri askeri darbeleri meşru bir mücadele aracı olarak benimsemiş ve sık sık darbe girişimlerinin içinde yer almıştır. Nitekim Türkiye'nin darbeler tarihine baktığımız zaman solun çabaları ile akamete uğratılmış bir darbe olmaması bir yana başka cuntalar tarafından engellenmiş darbeci sol cuntaların varlığıyla karşılaşıyoruz.
Kemalistlerin ve bir kısım solcuların 15 Temmuz gecesi başlayan ve akamete uğrayan son darbe kalkışmasına ilişkin küçümseyici söylemlerinde bu tarihin sebep olduğu utanç ve kıskançlık başrolü oynamıştır. Türkiye'de hiç bir darbe girişiminin karşısında dik durabilme erdemi gösteremeyen, üstelik tarihimizin en alçakça darbelerinden biri olan 27 Mayıs'ın ürünü olan bir sol gelenek vardır. Laikçi ve bir kadar da hurafeci ve gerici olan totaliter Kemalizm ise kendini ancak darbeler üzerinden üretebilmiştir.
Kemalistler ve bir kısım solcular, yıllarca sürü, yığın, koyun, mürit, cahil, ayaktakımı, çoban, biatçi, gerici, köylü, taşralı, bidon kafalı ve göbeğini kaşıyan adam diye aşağıladıkları geniş halk kesimlerinin tanklara, helikopterlere ve F-16'lara karşı gösterdiği mücadeleyi utançla, kıskançlıkla ve öfkeyle izlemişlerdir. Kıskançlıklarının sebebi, onların kitaplarda yazdıklarını, romanlarda kurguladıklarını, marşlarda haykırdıklarını ve ancak rüyalarında görüp uykularında sayıkladıklarını, yıllarca küçümsedikleri milletin sokaklarda kanlı canlı gerçekleştirmiştir olmasıdır. Öfkeleri ise FOX TV'de “Darbe olsaydı biz kazanacaktık, olmadı İslam/cılar kazandı.” diyen ABD'li emekli askerin öfkesiyle aynı kirli oluktan beslenmektedir.
Ancak bu duygularını dürüstçe itiraf edebilme erdeminden de mahrum olan bu hastalıklı akıl, küçümseme maskesi takarak kendini gizlemeye çalışmıştır. Elbette ordu içindeki darbe karşıtı onurlu askerlerin, polisin, siyasetin, istihbaratın ve darbe zamanlamasının ve yönteminin bu kalkışmanın akamete uğramasında yadsınamayacak rolleri vardır. Ancak bu teknik analizler üzerinde yoğunlaşarak veya işi mizaha vurarak Erdoğan'ın liderliğini ve bu liderlik etrafında kenetlenen ve canı pahasına darbeye engel olmaya çalışan milletin çabalarını "tiyatro" ve "mizansen" gibi ucuzluklarla itibarsızlaştırmaya çalışmak, hiç bir şey üretemedikleri gerçeğinin fark edilmemesi için başkalarının ürettiklerini küçümseyen kıskanç ruhların yöntemidir.
Yine de Kemalistlerin ve bazı solcuların bu tavrını sadece kıskançlığa yormak doğru olmayacaktır. Aynı tavrın oluşmasında belirleyici olan bir diğer faktör ise "kişi, herkesi kendisi gibi bilirmiş" evrensel ilkesidir. Çünkü üretilmiş senaryolar üzerinden siyaset kurmak ve toplum mühendisliği yapmak Kemalizm'in ve totaliter solun geleneğidir. Örnek mi? Alın size İzmir Suikastı hikâyesi ve Menemen İsyanı senaryosu. Yetmiyorsa resmi tarih kitaplarını adam akıllı, akademik tarih kitapları ile karşılaştırın. Yalanın, tiyatronun ve mizansenin nasıl ustaca kullanıldığını ve toplumun bu yöntemle nasıl şekillendirilmeye çalışıldığını göreceksiniz. Üstelik bu yalanlarla sadece geçmişte kalanlarımıza egemen olmakla kalınmadığına, bugünümüze de hükmedildiğine tanık olacaksınız.
Bütün tarihleri yalandan ibaret olanların milletin/milli iradenin zaferine de tiyatro demeleri tıynetlerinin ve tarihlerinin gereğidir. Bunda ne bir çelişki, ne de bir tutarsızlık vardır. Ancak milletin onuru, teröristleri "onurumuz" diye selamlayanların hayal bile edemeyecekleri kadar temiz ve gerçek, ulaşamayacakları kadar yücedir. Millete selam olsun.
