ru24.pro
World News
Февраль
2026

GÜNEYBATI ASYA’DA TEHLİKELİ TIRMANIŞ: KRONİK GÜVENSİZLİKTEN SICAK ÇATIŞMAYA

0

Giriş

“Küresel güvensizlik çağında” hibrit tehditlerle baş etmek zorunda kalan devletler ve sistemin diğer aktörleri, uluslararası düzen Amerikan hegemonyasından (Pax Americana) Amerikan-sonrası yeni bir çağa (Post-American World) doğru evirilirken, farklı coğrafyalarda cereyan eden kriz ve çatışma dinamikleri nedeniyle aynı zamanda “sistemik güvensizliğe” dair yeni gündemlerin doğmasına şahitlik ediyorlar. Hâlihazırda Ortadoğu bölgesinde kırılgan ateşkes üzerinden Gazze ve potansiyel ABD-İsrail-İran çatışmasına odaklanan uluslararası toplum, 26 Şubat (2026) tarihinde Afganistan-Pakistan arasında bir savaşın başlamasıyla ise dikkatlerini Batı Asya’ya doğru kaydırmış durumdadır. Uzun zamandan beri kronik güvensizlik ve sınır anlaşmazlıkları/çatışmaları ile beslenen Kabil-İslamabad mücadelesi, bölgesel (Hindistan, İran, Türkiye vb.) ve küresel aktörleri (Çin, Rusya, ABD) yakından ilgilendiren stratejik özelliklere ve kritik başlıklara haizdir.

Afganistan-Pakistan Çatışmasının Temelleri ve Kronik Güvensizlik Sorunu”

Afganistan ile Pakistan arasındaki sorunlu ilişkiler; uluslararası kamuoyunun da malûmu olduğu üzere yeni bir gelişme olmayıp, 2021’de Afganistan’da Taliban’ın yeniden iktidara gelmesine kadar geriye götürülebilse de, 2025 yılının Ekim ayı içerisinde yaşanan çatışmalar bugünü hazırlayan esas dinamikler olarak ortaya çıkmaktadır. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından bu ülkede başlayan “Taliban 2.0” dönemini uluslararası sistemin bütün üyeleri büyük bir tedirginlikle karşılamıştır. Taliban’ın yönetimi ele geçirmesiyle ülkede faaliyet gösteren pek çok çok yabancı firma ülkeden ayrılırken, Taliban öncesi dönemde hükümette görev yapan askeri ve sivil bürokrasinin birçok üyesi de ülkeyi terk etmiştir. Hatırlanacağı üzere, Taliban tarafından oluşturulan kabine “kapsayıcı” olmadığı gerekçesiyle uluslararası toplum tarafından tepkiyle karşılanmış, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Kabil Uluslararası Havalimanı’nın işletmesinden vazgeçtiğini bildirmiştir. Pakistan, Taliban’ın göreve gelişini temkinli bir yaklaşımla karşılamış ve Taliban’a kapsayıcı bir siyasal düzen ile insan haklarına saygılı davranma çağrısında bulunmuştur. Her iki ülke halkları arasında büyük bir etkileşim ve köklü bağlar bulunmasına karşın, Kabil-İslamabad ilişkileri Soğuk Savaş sonrası dönemde oldukça sınırlı kalmıştır.

İki ülke arasındaki ilişkiler; “diplomasi”, “güvenlik” ve “ekonomi” alanlarında belli bir gelişme gösterse de, ilişkiler genellikle “güvenlik” perspektifine bağlı kalmış ve “sınır sorunları”, “mülteciler”, “terörle mücadele” ve “Hindistan ile olan ilişkiler”, bu perspektifteki belirleyici unsurlar olarak öne çıkmıştır. İlişkilerde kronik bir güvensizlik halini doğuran en önemli mesele ise “terörizm” başlığı altında sayabileceğimiz “Pakistan Talibanı’nın (TTP)” eylemleri olmuştur. Taliban’ın iktidarı devralmasından günümüze TTP’nin saldırılarında bir artış yaşanmış ve Pakistan Hükümeti haklı olarak Taliban yönetiminden Afganistan topraklarında ulus-aşırı terör örgütlerini barındırmamasını istemiştir. Afganistan ve Pakistan’da nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Peştun bölgelerinde barınan ve Pakistan’a karşı bir isyan hareketi olarak gelişen TTP, coğrafi, ideolojik ve örgütsel yakınlık nedeni ile Taliban’la ilişkilendirilse de, Afgan Talibanı böyle bir ilişkiyi reddetmekte, TTP’ye destek sağladığını inkâr etmektedir. Örgütün Pakistan içerisindeki artan saldırıları 2025 Ekim ayında karşılıklı misilleme ve saldırılardan oluşan bir çatışmayı doğursa da, Türkiye ve Katar’ın arabuluculuğuyla büyümeden önlenmiş, Doha’da kurulan barış masasında TTP’nin bulunmaması ise akıllarda soru işareti bırakmıştır.

Afganistan-Pakistan kara sınırının terör örgütlerinin sabotaj ve faaliyetlerine açık yapısı, bölgedeki Peştun topluluklarının hareketliliği İslamabad yönetiminin sınır hattı boyunca tam bir denetim kurmasını engellemiştir. Ayrıca, Afganistan’dan ayrılan ABD’nin Pakistan üzerinden etkili olarak Taliban’ı zayıflatma girişimleri ve bölgedeki Amerikan askeri gücünün ayrılmasının ardından ortaya çıkan “güç boşluğunu (power vacuum)” Rusya, Hindistan ve İran gibi aktörlerin doldurmak istemesi “jeopolitik rekabeti” de gündeme getirmiştir. Bu nedenle, Afganistan ile Pakistan arasında gerek bölgesel, gerekse de küresel aktörlerin dahil olduğu belirgin bir cepheleşme de yaşanmıştır. Pakistan’ın nükleer bir aktör olarak öne çıkması Afganistan ile yaşanan restleşme ve cepheleşmede belirgin bir caydırıcı unsur olarak öne çıksa da, Afgan Talibanı’nın konvansiyonel ve asimetrik bir mücadele tarzını benimsemesi iki ülke arasında sınır hattı ve terörizmden kaynaklanan kronik güvensizliği yoğunlaştırmaktadır.

Pakistan’ın Amerikan eksenine kayarak bölgedeki Çin menfaatlerine zarar vermeye başlaması, özellikle de Çin in Pakistan ve Afganistan’da önemli maden ve altyapı projelerine zarar vermesi Pekin’i ister istemez bu jeopolitik mücadelenin içine çekmektedir. Ukrayna’da AB’yi stratejik bir teste tabi tutan Rusya’nın Güneybatı Asya’da Çin ile beraber tekrar ABD’yi dengelemeye başlaması ABD’nin Pakistan aracılığıyla “Bagram Hava Üssüne” geri dönüşüyle neredeyse bir zorunluluk olarak belirmiştir.

Ekim ayında yaşanan ve ifade ettiğimiz üzere tansiyonu Ankara ve Doha’nın diplomatik girişimleriyle düşürülen Afganistan-Pakistan çatışması, TTP’nin Pakistan’a yönelik terör eylemlerinin dinmemesi üzerine tekrar patlak vermiş, “Sabrımız tükendi. Artık savaş zamanı…” sözleriyle Afganistan’da iktidarda olan Taliban yetkililerine karşı hoşgörünün tükendiğini belirten Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, İslamabad’ın Kabil ve diğer Afgan şehirlerini bombalamasından birkaç saat sonra açıklamalarda bulunmuştur. Nitekim geçtiğimiz günlerde Taliban sözcüsü Zabihullah Mujahid, Afganistan’ın iki ülkeyi ayıran “Durand Hattı” boyunca Pakistan Ordusu’na karşı “büyük çaplı saldırı operasyonları” yürüttüğünü açıklamış, Pakistan devlet televizyonu “Pakistan TV” de bir haberinde ülkenin silahlı kuvvetlerinin birkaç saat içinde Taliban’ın çeşitli mevzilerini yok ettiğini iddia etmiştir.

Çatışmanın Seyri: Muhtemel Senaryolar

Pakistan, Afgan Talibanı’ndan kendisiyle ideolojik, sosyal ve dilsel bağları olan ve Pakistan hükümetini devirerek ülkede İslamcı bir rejim kurmayı hedefleyen TTP ve DEAŞ Horasan gibi silahlı grupları kontrol altına almasını defalarca talep etmesine rağmen bu isteğinin yerine getirilmemesini saldırılarını meşrulaştıran en önemli sebep olarak sunmaktadır. Çünkü İslamabad’a göre, Taliban rejimi, bahsi geçen terör gruplarına ve özellikle de Pakistan Talibanı’na sığınak ve koruma sağlamaktadır. Geçmişte de Pakistan Ordusu’na saldırılar düzenleyerek ülkenin önde gelen politikacılarını öldüren TTP, iki ülke arasındaki sınır hattının gözenekli ve istismara elverişli yapısını suistimal etmekte ve Pakistan’ın ulusal güvenliğini tehlikeye düşürmektedir.

ABD’ye ait Hermes 900, MQ-1B ve MQ-9 Reaper gibi gelişmiş insansız hava araçlarını Ekim ayındaki çatışmada kullanarak Afganistan’ın Fara ve Nimruz bölgelerine saldırılar düzenleyen İslamabad, bu kez ülkenin iç kesimlerinde, Kabil’de ve Taliban’ın lideri Hibatullah Akhundzada’nın bulunduğu güneydeki Kandahar kentinde bulunan noktaları hedef almaktadır. Daha konvansiyonel ve asimetrik bir tarzda karşılık veren Afganistan’daki Taliban rejimi ise, sınır hattı boyunca konuşlanmış Pakistan askerlerine saldırılar düzenlemektedir. Türkiye ve Katar’ın mimarı olduğu ancak Afgan Talibanı’nın tavırları nedeniyle kırılganlaşan ateşkes sonrası yeniden hız kazanan çatışmalar, tüm Güney Asya için hayati öneme sahip olan Körfez’den Himalayalar’a kadar uzanan bölgeyi istikrarsızlaştırma potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca, yoğun bir şekilde gündemde olan İsrail-ABD-İran geriliminin açık bir biçimde sıcak savaş ve çatışmaya dönüşmesi, halihazırda sönümlenmemiş olan Afganistan-Pakistan çatışmasının Ortadoğu’daki bu savaşa eklemlenerek bölgesel bir karakter kazanmasına yol açabilecektir. Daha önce olduğu gibi Katar ve Türkiye’nin yanı sıra birçok devlet, güçlü bir biçimde çatışmanın arabuluculuğuna katkıda bulunmaya hazır olduklarını belirtmiş, ancak bu çağrılar ve çabalar sahada savaşın artan şiddeti karşısında çok az başarı elde etmiştir.

Pakistan’ın daha önce Hindistan ile yaşadığı savaşa varan tırmanma ve gerilim de olduğu gibi ABD’nin veya bölgesel ölçekte ekonomik çıkarları zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Pekin’in arabulucu bir rol üstlenerek taraflar üzerindeki yatıştırıcı etkisini kullanmaya kalkışması muhtemel bir senaryo olarak ileri sürülebilir. Böylelikle, bölgede çok sık gördüğümüz “küresel aktör müdahalesi ile savaşın sönümlenmesi” durumu aynı zamanda Afganistan-Pakistan cepheleşmesi ile vücut bulan bölgesel dengelemenin de seyrini belirleyecektir.

Sonuç

Afganistan ile Pakistan arasındaki çatışma; jeopolitik rekabet, sınır çatışmaları ve ekonomik çıkarlar ekseninde şekillenen geniş bir arka plan sahip olsa da, halihazırda yaşanan savaş hali terör nedeni ile karşımıza çıkmıştır. Pakistan’ın ABD’nin bölgeden çekilmesinin ardından Taliban’ı tanıyarak güçlü bir iş birliği gerçekleştirme arzusu günümüze değin Afgan Talibanı rejiminde bir karşılık bulmamış, dahası TTP’nin Pakistan topraklarına yönelik terör faaliyetlerini engelleyememesi 2025-Ekim ayında imzalanan ateşkese rağmen tekrar çatışmaları doğurmuştur. Her iki ülkenin ekonomik ve diplomatik iş birliğini kronik güvensizlik sarmalının etkisinden çıkarıp inşa edememesi aktörleri iç siyasi krizlerin yanı sıra bölgesel ölçekte bir savaş riski ile karşı karşıya getirmiştir. Afrika, Doğu Avrupa ve Ortadoğu’nun ardından Güneybatı Asya’da cereyan eden sıcak savaş riski güvensizlik ve istikrarsızlığı küresel ölçekte yayarak, bölgesel ve uluslararası aktörlerce diplomasi ve sağduyu aracılığıyla önüne geçilmediği sürece, kalıcı etki ve sonuçlar doğurma kapasitesine sahip olacaktır.

Dr. Mehmet BABACAN